16 Nisan 2010 Cuma

Fırat'la Lale'nin "Ev Krizleri"


Lale'yle hazırlanıp Outlet'e doğru gitmeden önce, Lale'ye net bir soru sordum: Evle aran ne kadar bozuksa, bir başka ev o kadar çabuk diziliyor, değil mi? Evet anlamında başını salladı ve çıktık. Evin kapısını kilitledik.

Outlet Galeri'nin yenisi, iki sanatçıya evsahipliği yapıyor. Doğru, bu yazının kafiyesi ev olacak. Tufan Baltalar'ın 'Seyir Terası' ve Melis Ağazat'ın 'Bir Yaz Günü Öğleden Sonra'sı, Outlet'i dolduruyordu. Üst kat Tufan'ın, alt kat Melis'in.

Tacim'in evinde fönlediğim saçlarımı aynada kontrol ettikten sonra, Lale'nin merakına uyarak, alt kattan başladık. Melis Ağazat, hafıza ve hafızaya hizmet eden dış etkenlere dair kurduğu çalışmasında, mekansal anlamı baş misafir gibi karşımıza oturtmuştu. İncir kokusu, Melis'in geçmişine ait bir öğleden sonrayı bizim şimdimize taşıyordu. El boyama porselenlerin 'Unutamıyorum' biçiminde kapladığı duvar, neyi hatırlayıp neyi unuttuğumuzu düşündürürken, sertti, çakılabilirdin. Şiir karnımdan konuşuyorum: Melis, lirizm ile çocuksu neşeyi öyle güzel birleştiriyordu ki, ortaya çıkan duygu, orada burada eskimeden, dokunuveriyordu. Yine de, ailemle aramda asılı gerilimlerin doldurduğu evimi, Melis'in evine benzetemiyordum. Tüm eşyalarımı toplayıp üst kata taşındım.

Üst katta karşılaştığım parçalanmışlık, aradığım benzerliği sunacaktı. Benzerlik diyorum, belki o benzerlik dediğimi ben yaratıyorum, ama kimin umrunda: Başını sokacak bir yer olsun da. Tufan, öncelikle bir evi dolduran onca eşyanın temsilini, malzeme bolluğuyla karşılamış. Resimler, seramikler, kağıt objeler. Hayali bir evin hayali eşyaları gibi alanı doldurmak, anlamlandırmak, işlevselleştirmek istiyor ve çok iyi başarıyor. Bu evde her şey yerli yerinde: bir parçanın yerini, ötekisi kapatamıyor; biri, ancak ötekiyle görülebiliyor. Bizim evde böyledir. Kendimi eksiltmekte zorlanmamı anlayabilirsiniz.

Lale'yi evine bıraktım. Uzun bir gün geçirmiştik ve yakın zamandaki planlarımız için dinlenmemiz gerekiyordu. Geri dönüp Yeşim ve Bülent'in 'En İyi Seyirci Ödülü'nü gördüm. Yeşim'lerle ayrılmadan önce, Tufan'ın işlerine uzak bir bakış attım. Tanıdık şeyleri çok uzaktan da çıkarabilirsiniz. Bir atak yapıp beyaz duvara gömülü beyaz sandalyeye oturmak istedim. Neyse ki, bu isteğim yoğunlaşmadan Yeşim'lerle yürümeye başlamıştık. Yeşim'lerin (yani Yeşim ve Bülent'in) evinde de yine 'ev krizleri' konuşulacaktı. Radyo açıktı ve radyoda arka arkaya sevdiğim şarkıların çalması, günün aynı his etrafında dönüp duran ritmine uyuyordu. Bir başka evi daha geride bırakarak, kendi evime döndüm. Aklıma Lale'nin bir dizesi geldi: Odalar büyüdükçe birlikte olunamıyor. Kafiye gereği, odalar yerine, evleri koyun siz.

Hiç yorum yok: